BLOGGER TEMPLATES AND TWITTER BACKGROUNDS »

Wednesday, December 16, 2009

bir varmis, bir yokmus.....

zamanin birinde bir cami varmis. camideki insanlar cami ile asirlar boyu konusmaya dalmis, etrafi sasirmis...
bu cami neredeymis, bu insanlar kimciklermis? yazacagim.. ama vakti gelmedi, ey kari. sabirli ol azicik!

A Letter to My God....

If only I could feel you, my God, more... If only I could know instantly that you are here with us, all the seconds are your creatures..You keep them or make them work. My God, if only I could know exactly that you are the One and You are the only One...
In the middle of the day, desperately, I cleaned the home, then my room, then I felt released. Whenever I touch to the water, it takes something from me, and gives something to me. I talk with water...I talk with space, I talk with my table, well, not want to talk now with my books. But this feeling.. I feel happy, light, relaxed and happy again. I should keep this tight. I should not, indeed, cause it is a given feeling, does not come from a personal source! So, at the darkest moment of my daily night, today, thank you my God, for making me, for letting me feel that there is a me, of whom all deeds are upon You.
If I had a pen and pencil, if I knew how to fax a letter, I would say this: Thank you with all my atoms, and thank you on behalf of all atoms, my God!
Well,
I do not need a pen or pencil. You are at our hearts, if only, if only I knew!

suya yatirdim gulleri....

Bardaga su koydum.. dibi renkli bardagin. cine gulumu koydum, yapragi dustu suya. onra bir damla damladi goklerden, parladi yapragin uzerinde... suya yatirdim cancazim, gullerimi. belki kokusu cikar da gullerin, sular seni cagirir diye. ama yagmur yagmadi, sular yalniz kaldi.
cami maketimin hemen onune koydum gulu. bir tanecik gul kaldi bana koca demetten. savurdum sana dogru gerisini. vazoya koydun. masana koyup bakarak ders calistin. sirtini donesin gelmei gullere. ayip olur dedin. katildim.
camim onumde kitaplarimda, masamda bilgisayarda, aklimda... cami oldum ciktim. icim disim cami oldu.
bir de nar cicegi rengi gulum, cami kadar biyidi, camilerim guller kadar kuculdu, masama ikisi yanyana dustu.
gulleri suya yatirdim, gecenin sesinde demledim onlari, ve gelecek nesillere emanet ettim. soldurmamak benim vazifem, ama onlarin tomurcuklarini gorup koklamak sizin ey gelen nesil!
gecelerin elleri olsasydi, saclarimi tarasaydi, serin serin gelecek gunlerin ferahligi ile ban umit asilasaydi. ne kadar da ihtiyaci var daginik kalbimin umide. sonunda okuduklarimi siralamaya basladim. bu da bir asama!
guller kuruyor. hayatin gercekleri, hayallerimin tahtini deviriyor. bize yine gecelerin serin yalnizliginda dusunmek dusuyor. buna da bin sukur, diyorum. dusunme gucm hala var... onu yitirmedim. ondan zevk aliyorum, eger bastirmasa baskin soylemler esnekligini dusunelerin...
fazla soze ne hacet! sozu soyleyecekler gelmedi daha. benimki bir harflik hece denemesi..

Tuesday, December 15, 2009

history of now from a taleteller...

history is a hunchbacked nomad, carrying all in moments still! history is a nomad, carrying all of the pieces of moments till today.... I am trying to speak up the monuments. I am an art historian by my father's side, and a theologian, by my further fatherian side, and a poet, maternal connection, a crazy writer peculiar to her own...
I read a mosque history. I love history of stones, how they were put to be a wall, to be a dome, to be a door... I like to speak them up. Therefore I love poems written on the facade of the buildings. I love poems written about the buildings. I love talking to people, about how they regard that edifice. What that building tells them, how they communicate. I love impossible communications between the interlocutors: between two arts, the music and the architecture, between two types the people and the buildings, and the city. City speaks to me so much. I can narrate a history of mine, through the cities, city sights, the f of a factory sights of early 90ths of Istanbul, the late 90ths of Istanbul, mostly window sights. I used to speak to the nights, just next to my window, if there is far or less sight, in Istanbul, in New York, in Chicago, not in LA. Strange!
Many years ago, in a book fair, I asked autograph of a journalist, who has extensively written on cities. He asked my name, and was surprised. He never heard my name before: daisies! Strange! Now, that daisy is striving to be alive in different climates of all different cities, even though she did not seek to do so, at least this much!
Well, dearest blog. Will you help me to winnow out my literary style at your heart, and leave me the facts! Give me facts to be able to write a 'real' paper! Difficult for me to write in a strict academic language before I visit you, my dearest friend. Well, a functional friendship you will say, but I will refute saying, then, why I told you that much?
Wait me the stones of Aqsa! You are not the same as you were yesterday. Your town was different, the time was different, and the story that well forth between your bricks were in a different garment, a different odor, a different color. I am trying to capture it. And 'frame' you! Once upon a time, now, was the history of future! So we are 'fortune tellers' a/live!
history is a hunchbacked nomad, carrying all in moments still! yokluk, 'yolluk', yol, yolcu ve yolculuk..my sedentary nomads...nomadic residents of all times...the flow of time ostensibly creates history -called 'thing' in our minds... no table but atoms, no history but seconds! So, atoms and seconds are nomads...and we are sensitive, sensible, thinking and feeling atoms, within the flow of the seconds...well, i stop here. no historian should read me, especially she!

Sunday, December 13, 2009

Minorlere seyehat......

Kalemlere degmiyor elim
Yuregime sokulmus kalmis kalemlerim
en derin harflerim
yurekte kalmis, cikmamis...
Kimse uzerine alinmasin, kimseye yazmiyorum. Minnetsiz ve mihnetsiz olmayi severim. Ne diye pervane olup insanciklarin etrafinda kelimelerimi dondureyim! Gururluyum, ben.
Majorleri tukettim arkadas. Minorlere yolculuk var. Notalar sona eriyor, yahut aslinda yeni bir fasil basliyor. Merhaba Dunya, diyesim geliyor.
Etrafima bakiyorum. Hassas degil insanciklar. Iyi de degil o kadar hassaslik ama kalbim bir kere daha tekrar eiyor: Majorler her gun tukeniyor. Leyla binlerce olmaz, gonul. O bir tane. Ve o yuzden minnetsiz ol!
Buselik makamina sigindim bu gece. Icim isindi, icimde soguyan mevsimler isindi. Kalbim yuvasini buldu, ama yine de gocebeyim. En azindan bu dunyada medenice yasamanin, yerlesik hayata gecmenin pek de gerekmeigini gordum. Bu da benim heybeme dusen ekmek, napalim! Ne kadar medenilesmeyi claim de etsek, calisa calisa, payimiza ne dusecek, nasip isi!
Belki budur medeniyet. Belki bu farkindaliktir. Belki seyyah olarak kalabilmektir, surekli hedefe yurumektir. Ulastigini farzetmek geriletir insani. Kim bilir, belki benimki oyle bir yorukluktur...
Nereden cikti bu kelimeler, neden sacildilar yine etrafa.. Bilirim, acilarini gordum aci hayatlrin, onlari izledim, Ve yuregim yandi, sonra etrafa baktim, yalnizligima yalnizlik katan dostluklarimin, guzel arkadasliklarimin aslinda asil amaclarinin bu oldugu hissine kapildim.
Cok arkadasim var, hepsi cok guzel. Ve hepsinin temeli, bakilesmis dakikalar... o yuzden guzel dostlukar. bir dakikayi ebedi bir an gibi hissettirdikleri icin..

Friday, December 11, 2009

Nedir sizden cektigim!

Talihsiz kelimelerin golgesinde islaniyor fikrim, eebiyat yapmiyorum. Kelimelerimin rengi catlak benim. O yuzden cok belli olmayan renklerde belli belirsiz degisik renklerle yayin yapiyorlar.
Iceride dostlar, gonlum ayri ufuklarda. Bir sair olsam, neler derdim... Bir ressam olsam.. Kalbimin boynu bukuk, yetismiyor elim kelimelere, sadece soyleniyorum kendimce, ama yetmiyor dilim
Bir varmis bir yokmus diye baslayasim var... Cok uzagindayim hayatin. Kalbim buralarda bir frekans bulamiyor. Mevlana bana oyle dedi, zaten, bu aksam. Arkadasim bana bir siir secti, o cikti. O siir iste, bilirsin. Ne vefa ne sevgi bekle, bu dunyadan. Var ya o siir, benim siirim haline gelen siir...
Eh dedim, kalbimin boynu bukuldu. Ama kimseye izhar etmedim. Ne edicem, onlar kendi kalplerine deva bulsun. Ben kalpleri tamir edecek asil mercii bilirim....
Bukuk bir kalp mim gibidir. Mim isterim, derken aslinda bunu istedigimi bilmedim. Bunu istemedim, ama demek ki, dualarda zimni veya metaforik olmmak lazim. Linguistik olarak bir hukukcu kadar acik kelimelerle dua etmek gerekiyormus, onu ogrendim.
Velhasili, sevgil kalbim. Sana bu dunyadan nasip dusmedi madem, elinden geleni yap ve karisma gerisine. Uzulsen de kimselere dert deme, dertsizler de sanki care uretecekler sana, yanlis kapilarda dilenme, derim.
Bu bir sitem yazisi degil. Bu bir olgunlasma, bir elekten gecme acisi. Ne gelse, raziyim yazisi. Kimseyle derdim yok benim. Sadece bu kelimeler... Beni gece gunduz izleyen kelimeler. Ellerinden kurtulamadim, bir turlu. Onlara ruvetlik kadar soz soyleyip gondermek gayem. Duymasinlar beni. Diger bir deyisle, aslindaa icimdeki buz daglarinin erimesinden kaynaklanan bir kara parcasi yoklugunda icimin sakinleri olan duygular bu denizden kelam gemisi ile havapeyma olusturup kacmaya calisiyorlar. Vah benim kutuplarim.. Bir bir eriyor...
Ne dedim, bildigim mi var. Ben diyor degilim. Butun suc bu kelimelerin!

telgrafin tellerinde, yerimin adresinde yeller eser....

kelimeler uçururken uçurtmalarını çocukların,
yere inmemiş bir yıldızda konaklardık biz.
öksüz kaldık uçunca kelimeler, sevgisiz..
yakalamaya çalıştık, ayağımıza dolandı kelimeler,
boğazda dürülü atlas kemer, denizden bozma kelimeler,
oyunumuzu çaldınız!

Arafta kalmak uzerine yazmak istedim bugun. Modernite ve dindarlik sozde ikilemi, kategorize edilmeye calisilan insanlar, ve bunun neticesinde desteklediginiz yazarlar var ise, illa fikirlerinizin ozgurlugunu yitirip sizin bir aidiyet ile belli yere yerleskelestirilmenizden bahsetmek istedim. Aci veriyor olsa da konusmak, acaba insan aci vermeyen veya hislerine aci kadar tesir etmeyen bir sey hakkinda yazar mi, diye soracagim. Aci gibi, sevda gibi, kalbi pesinde suruklemeyen seyler, zanneredim kelimeleri de cumle dizilerine dizmez.
nereliyim? nereye aitim? ait olmak zorunda miyim? neden sehirler kapilarini sonuna kadar acarak aslinda beni reddediyorlar? cevap ariyorum.
yersizligim, yerlerin Yaraticisina ancak iletilmek uzere ifade zincirlerinde dizili. konteksim neresi, bilmiyorum. ne gecmis kabul edecek gibi, ne gelecek anlayacak... gecis nesillerinin hali akiyor uzerimden. iyi bir gecis saglayabilsek bari.
orada eski arkadasim var. arada calismayan telgrafin telleri. cok yillik arkadasim. onun icin belli bir kaliptan cikma yerim var. benim icin kaliplari kaldiran bir yer. yerleri yanyana dizmisler. komsularim benim yerimin varligini tanir mi, onu da bilmem. belki de hic yerim olmadi, ama bunu hic dert etmedim. sadece bir parca dahi olsun, komsun olsun, komsuculuk oynayalim, isterdim.
sevgili kelimeleri yutan yersizlerin yeri internet. senin yerin neresi? hava zerrelerine bindirilmis matematik bilgisi mi, bu yeri ifsa eden? kelimelerim, size benim, diye seslenebiliyorsam, bir parca belli benim yerim. benim evim, size asili.
hep boyle oluyor. baska seyler dusunup baska seyler yazidan cikiyor. sasiriyorum sonra, kendime sasiriyorum. sevgili kelimelerim. sizlerle aram bozuk bu ara. aramiza girdiniz. demek istediklerimi farkli dediniz, bak, ne geldi basima.
neyse
ne kadar cabuk harciyor kelimeler insanlari. iki kelama satiyorlar. sitem olsun size kelimeler!